İzleyiciler

4 Aralık 2017 Pazartesi

Değişen Zaman ve Değişen İnsanlık



Hızla akan zamana ayak uyduruyor insanoğlu. Her gün yeni bir teknoloji gelişmenin haberleri yankılanıyor kulaklarımızda. Bir çoğu insanın yaşamını kolaylaştıran bu teknolojik ürünler devamlı çeşitlilik gösteriyor ve kendi içinde de dinamik bir yapıya sahipler. Dünün teknolojisi artık bugüne ayak uyduramıyor hatta deyim yerindeyse bir saat önce bulunan ile şu anda buluşu gerçekleşen arasında bile dağlar kadar fark oluyor. Devamlı kendisini yeniliyor insanoğlu artık yetişmekte gerçekten zorluk çekiyor. Ne kadar tuhaf değil mi kendi bulduğunuz, yaptığımız teknolojiye ayak uyduramayacak duruma geldik.

Peki teknolojinin insan yaşamında olan etkisine bir de farklı bir acıdan bakalım mı ne dersiniz?

Televizyon, telefon, bilgisayar, cep telefonu, tablet derken insan artık çevresinden adeta koptu ve asosyal bir yaşama doğru, etkileşimin sıfıra yakın olduğu bir yere doğru sürüklendi. Çevresi ile bağlarını koparan çocuklar adeta toplum hayatında yeni bir sayfa açtı.

Düşünün bir eskiden tüm sokaklar caddeler çocukların şen şakrak sesleri ile dolu olurdu. Okuldan gelen eve girmek istemez ve o mahalle aralarında saatlerce oyunlar oynarlardı.

Dostluğu, arkadaşlığı,paylaşmayı ve yardımlaşmayı ilk o oyunlarda öğrenirlerdi. Hatta empati yapıp kendilerini arkadaşlarının yerine koymazlar mıydı? Düşünmek, öğrenmek o zamanlar aslında ne kadar da güzeldi, o çocuklar için...

Sadece çocuklar için mi peki bu soruyu kendimize içtenlikle sormalıyız ve cevabını bir sonra ki yazımızda beraber ararız..

2 Aralık 2017 Cumartesi

Bir Kaç Satır Karalamaca...



Saklanmadım...
Ne gecenin karanlığına
Ne mevsimin sonbahar, kışına 

&&&&&&&&&&&

Sakın arama...
Issız bir köşede,
Sakin bir  yaşamda,
Ve çaresiz bi anda..

&&&&&&&&&&&&

Duy bak sesi...
Küçük bir çocuğun yüreği...
Kimsesiz ninenin serzenişi...
Senin kalbin tabi ki,
Aslında en önemlisi...

&&&&&&&&&&&&&

Yüreğim acıların avcısı olmuş 
Tüm dertleri çeker olmuş 
Her hali bir sitem bulmuş 
Ama umut içinde hep olmuş...

&&&&&&&&&&&




22 Kasım 2017 Çarşamba

BAK YİNE GELDİM


Bak yine geldim,
Sessizliğin içinden çığlık misali...
Biliyorum sende özledin beni,
Varlığın içindeki yokluk misali...
Uyumadın, yemedin, içmedin 
Sende aynı ben gibi.
Ortak huyumuzdur ama, 
Umudun hiç kaybetmedin aynı ben gibi...


26 Mart 2017 Pazar

Ve kaçınılmaz olan o mutlak son...


Çaresizlik ah o kendini bilmez duygu...
Son bir umut gibi sarılan elin boş çıkması,
Gelecek ile geçmiş arasında bütün köprülerin yıkılması
Ve kaçınılmaz olan o mutlak son...

Nereye gittiğini bilmeyen insanoğlu
Hayallerini umutlarını kayıp edenler
Hep ötekini düşman kabul eden
Hep yalnızlık gemisinde yüzenler

Anlamak mı zor anlaşılmak mı?
Bu soruyu hiç düşünmeyenler...
Malum bir fikre kapılmış,
Gerisini teferruat görenler...

Çaresizlik ah o kendini bilmez duygu...
Başkasını anlayamamak ya da
Anlamak istememek
İşte o zaman kaçınılmaz olan o mutlak son...

Madalyonun bütün yüzlerini görmek bazen insanlara zor gelebiliyor. Keşke kendimizin gördüğü yüz kadar diğer yüzü görenleri de anlayabilseydik. İşte o zaman çok daha başka olurdu belki insanoğlunun bugün geldiği nokta.

Eğer biz empati kurup karşımızda bulunan kişileri anlamamaya bu kadar inat ile devam edersek o kaçınılmaz olan son kapımızda bir anda belirecek. Ne zaman, nasıl, neden gibi sorular işte o zaman cevap bulamayacaklar ya da artık çok geç olmuş olacak. Evet zaman sahip olmadığımız bir olgu bu yüzden çok geç olmadan anlamak,anlaşılmak ve düşünmek dileğiyle...

1 Ocak 2017 Pazar

2016 Yılını Geride Bırakıyoruz, Ya İnsanlık ?

2016 Yılını Geride Bırakıyoruz, Ya İnsanlık ?

Yıl 2016...
Zaman hızla akıp tükendi. Ve bizler bu gece itibari ile 2017 ye merhaba diyeceğiz.
Sizlere bir yılbaşı yazısı yazmak istemiyorum. Neden mi ? Çünkü bu sene insanlık kurban edildi.

Dünyanın dört bir yanında hortlayan terör canavarı adeta her yerde kendisini gösterdi. Yıllarca ona bakan, besleyen, hatta onu böyle büyüten sahiplerini bile sokacak kadar gözü döndü. Evet Paris, Brükse, Orlando, Nice, Münih...

Evet Dünya üzerinde meydana gelen bu terör olaylarından, terörü tüm Dünyaya ihraç eden sizler suçlu ve sorumlusunuz. Bırakın şimdi bu özgürlük, demokrasi, Dünya barışı gibi güzel ve anlamlı kavramları en azından onları kirletmeyin bırakın onlar temiz kalsın. Masum çocukların kanları ile yıkamadınız mı Irak'ın, Suriye'nin, Filistin'in topraklarını... Ya da yapılan bu vahşete sessiz kalmadınız mı? O masumlara kapılarınızı açmamak için kendi birliğinizi, huzurunuzu bozmadınız mı ? Bırakın şimdi siz bütün bu güzel anlamlı lafları.

Ülkem, cennet vatanım, üç tarafı denizlerle dört bir yanı hainlerle çevrili memleketim...
2016 yılınıda terörle, hainlerle ve darbeyle geçiren güzel ülkem. İstanbul'da, Ankara'da, Diyarbakır'da,Hakkari'de o çirkin, kötü, ahlaksız ve vicdansız yüzünü gösteren terör ve terör seviciler sizler sadece dünyayı değil tüm alemleri kirletmediniz mi?

Ama yıkamadınız, yıldıramadınız benim ülkemin güzel insanlarını hatta tam tersine daha da bir azimle daha da bir canla başla size karşı mücadele eder hale getirdiniz. Gerçek yüzünüzü artık herkeslere gösterdiniz siz hainler, siz terör destekçileri artık bu ülkede hiç mi hiç sözünüzde, kurallarınız da, adınızda geçmez biliyorsunuz. Hatta bunu bildiğinizden bütün bu son saldırılarınız.

Ellerinizde ki bu kanlar ürettiğiniz hiç bir kimyasal ile geçmez, kazandığınız paralar, mallar suçunuzu örtbas etmez, Dünyanın tüm sularında da yıkansanız yine de kiriniz paklanmaz işte sizler bu kadar hain ve kirlisiniz.

Sahillere vuran çocuk cesetlerine gözlerini kapatanlar böyle fotoğraflar karşısında üç maymunu oynayanlar sizler bir cam için bir bina için saygı duruşuna geçmediniz mi?

Evet 2016 bitiyor.

Evet 2016 gidiyor peki ya İnsanlık...


Söyleyin bana İnsanlık nereye gidiyor ?

13 Aralık 2016 Salı

Çocuk Kalabilseydin Keşke Dünya...



Hepimiz çocuk olduk. O zamanlardan heveslenip bir gün büyümeyi bir abi bir ebeveyn olmayı düşündük hep, hatta bu oyunlarımıza bile yansımıştı. Baba anne olur öyle büyütürdük çocukları. Kimi zaman yemekler kimi zaman çaylar yapılırdı oyuncaklar da ve her zaman ikram edilirdi tüm ev halkına hatta sadece ev halkına değil komşulara,  dostlara,  mahallede ki büyüklere...

İşte bizler böyle büyüdük o sıcacık mahallelerde her günümüz bir oyun her günümüz bir yaramazlıkla geçmişti. Çocuktuk ama yine de kendimizi büyük görüp öyle severdik küçüklerimizi. Öyle korurduk biz onları bir abi bir kardeş gibi sahip çıkardık mahallemizde ki her bebeğe, yavruya, kardeşe ...

Büyüdükçe keşke yeniden çocuk olsaydık diye çokta hayıflanmışızdır. Bir özenti oluşmuştur bizler de artık kendimizden küçüklere karşı. Dertsiz tasasız, hayat onlara güzel demişizdir. Dünya sadece o saf o temiz bebek ve çocuklara iyi, yaşanılacak bir yermiş gibi düşünmüşüzdür. Bir heves kalmıştır hatta hepimizin yüreğinde, saklı bir yerinde, o güzel günlere ilişkin...

Ama bugünlerde bu dünyanın içinden geçtiği bu zalim zamanda artık bırakın çocuk olmak çocuk olabilmeyi bile düşünmek korkutuyor insanı. Savaşlar ve bu savaşlarda ölen o masumlar.

Sadece savaşlarda değil artık her köşe başına gizlenmiş adeta sizi bekleyen daha doğrusu masum yavrularınızı bekleyen dünyanın korkunç gerçekleri. Hiç ummadığınız bir anda hiç beklemediğiniz insanlardan ve bilmediğiniz o kötü sebeplerden ötürü bir çocuk daha hatta sizin çocuğunuz daha zarar görebiliyor. Aslında dünyanın bütün çocukları bizlerin geleceği, bugünlerde onlara bırakabildiğimiz ise sadece kötü bir anı...

Evet artık kendimi çocuk olarak düşünemiyorum... Korkuyorum, saklanmak istiyorum. Irmak geliyor aklıma, Ümran geliyor hemen yanı başıma ve Aylan hala fotoğrafı hafızamda...

Çocuk olmak mı kötü ? Yoksa çocuk kalamayan bu dünya da çocukları koruyamamak mı ? Bu kararı siz verin artık...


27 Kasım 2016 Pazar

Aslında değişen tek şey insanın kendi iç dünyası...


İnsanların çoğuna sorduğunuz zaman size büyük bir bilgelik ile dünyanın değiştiğini söyleyecektir. 

Hayatın artık çok daha hızlı aktığından,  insanların çok daha fazla seçenekleri olduğunu anlatacaktır.
Dünya gittikçe daha da anlaşılmaz oldu derler. Sonsuz gibi akıp giden zaman diliminde dünya insanı çok daha fazla yormaya başladı fikrini sizlere dikta edeceklerdir.

Ancak değişenin dünya değil insanlar olduğunu hiç mi hiç fark edemeyecekler. 

İnsanların sebep olduğu onca sorunu görmezden gelecekler. 

Savaşlar, yıkımlar sanki hiç yaşanmamış gibi belki de konuşacaklar.

Ve tüm bu olanlar için değişen zamanı ve dünyayı suçlayacaklar.

Evet ne yazık ki körelen sadece duygularımız ve bakışımız değil aynı zamanda dünyadan ders çıkarmamız tarihi anlamamız da daha da köreldi.

Bugünün dünyasında yaşanan tüm bu savaşların tek sorumlusu aç gözlü, bencil ve hırsına yenik düşen insanlar olduğunu unutup, masumu suçlu gaddar olanı günahsız ilan ettik. 

Bizim gibi davranan ama bizden olmayana sonsuz saygı duyarken içimizde ki iyiye hep haksızlık ettik onu zamanla yok edip toprağa gömdük.

Evet değişen ne dünya ne zaman ne de insanlar... 

Aslında değişen tek şey insanın kendi iç dünyası...

4 Kasım 2016 Cuma

ASLINDA KİMSE SİZDEN DAHA İYİ DEĞİL...




Dünü bugünü ve yarını hep bir keşmekeş içinde geçiriyoruz. Ve hiçbir şey belli bir sonuca ulaşamadan yarım kalıyor öylece içimizde. Evet aslında bizler farkına bile varmadan gelip geçen bu hayatta her şey belli bir düzende olması gerekirken bizler adeta düzensizliğe davet çıkartıp herşeyi bir karışıklık içinde yaşıyoruz.

Anlamsız hayatlar böyle vücut buluyor bu dünya da... Sorgusuzluk içinde yaşayan insanlar düşünmeyi, hatırlamayı, toplumsal hafızasını bir kenara bırakıyor ve tarih bir kez daha tozlu sayfalarında böyle yitip gidiyor. Hatta adeta ellerimizden kayarak belki de bize ait her şeyi alıp götürüyor.

Geçmişe aslında bir göz atıversek çözeceğiz hemen olayı, farkına varacağız bu dünyada işleyişin nasıl olduğunu... Kimlerin, ne kadar büyük çıkarlar peşinde olduğunu belki de o zaman anlayacağız. Kayıp olan tarihler belki de bize şu an bildiğimiz tarihten bile daha çok dersler verecekler tabi onları bulmamıza, öğrenmemize müsaade edilirse. Sadece başkalarıda değil bu konuda suçlu olan aslında bizlerde hatalıyız. Sorgulamayı öğrenmeyi bir kenara bıraktık yıllar yıllar önce ve önümüze gelen hazır yemeğe hiç emek harcamadan oturduk. Anlattılar doğrusu yanlışı bizlerde sadece dinledik tartmadan, ölçmeden, değerlendirmeden...

Altın tepsilerde önümüze sunulan fırsatlar aslında boyunlarımıza ilmek geçirmek için bizlere oyalamak üzere oluşturulan sadece küçük birer oyunlardı. Farkına varamadık ya da farkına varanlarında işlerine, çıkarlarına uymadığından ses etmediği bu ilmek zamanla daha da sıkılaştı ve bizleri, dünyayı daha da yaşanmaz hale getirdi. Aç gözlülük, o bitmek bilmeyen o tükenmek bilmeyen hırslar ve hep kazanma istediği daha da fazla kazanma isteği, sonucunun ne olduğu önemsiz olan, nelerden feragat edildiği önemsiz, o kazanma arzusu... İşte bütün bunlar daha da bir yaşlandırdı, toprağı, havayı ve tabi dünyayı...

Uyumanın aferin aldığı, uyanmanın suç sayıldığı bu dünya da artık belkide gerçeklerle karşı karşıya gelmenin zamanı gelmiştir. Artık bu topraklarda, mazlumların olduğu diyarlarda bizlerin bazı oyunları görmesinin zamanı gelmiştir. Ne dersiniz olmaz mı ?

&&&&&&&&&&&&&&

Yıl 1989...

Bombalar gökyüzünden düşüyor. Masum insanlar, sivil hak üzerilerine yağan bu ağır bombardıman da can veriyor. Sebepsiz nedensiz yere her yer kan gölüne dönüyor. 

Aslında uzun bir geçmişi vardı bu savaşın. Çok daha öncelerde başlamıştı.

Farkındaydı Dünya o günlerden atılmıştı bu yeni düzenin ilk adımları. Şirketler kendi çıkarları uğruna bir çok insanın ölmesini hiçe sayıyordu. Yukarıda da söylediğimiz gibi önemli olan nelerden feragat edildiği nelerden vazgeçildiği değildi önemli olan kazanmaktı...

Küçük bir ülkenin belki de en büyük dersiydi bu. Sadece onlarında değil tüm dünyanın alması gereken bir dersti belki de. İşte diyordu eğer uymazsanız eğer dinlemezseniz size de olacağı buydu.
Ya bizim çıkarlarımız için size sunduklarımıza razı olacaksınız ya da sizlerde böyle sudan sebeplerden yok olacaksınız diye açık açık ilan ediliyordu.

Ne kadarda benzer değil mi bu tarihte yaşananlar bu sayfalardan daha önce bahsettiğimiz Irak işgaline. Ne kadarda paralellik gösteriyor.

Şaşırdınız mı ?

Yok yok şaşırmayın hatta benden size küçük bir öneri,

Yağmur Ormanlarını,
Ekvatoru,
İran Şahını,
S.Arabistanın büyük atılımını, işte tüm bunları derinlemesine bir araştırın sorgulayın kimlerin ne kadar kazançlı çıktığına gerçekten çok şaşıracaksınız.

11 Eylül 2016 Pazar

BİR KISSADAN HİSSE


Hacı Bayram-ı Veli Hz.'lerinin müritlerini kurban ediş sınavını hemen hemen hepimiz duymuşuzdur.

Sultan II. Murat Hacı Bayram-ı Veli Hz.'lerinin öğrencilerinin sadece ilim ile meşgul olmasını istediğinden onları vergi ve askerlikten muaf tutulduğuna dair bir ferman yayınlamıştır. Bunu duyan bir çok kişi Allah rızası için değilde sadece şahsi çıkarları için gelip Hacı Bayram-ı Veli Hz.'lerine öğrenci olmaya başladılar. Bu durum zamanla Ankara civarında toplanan vergide büyük düşeşe sebebiyet vermiştir. Gelir azalmasıyla beraber Ankara'yı yönetmede bir takım mali problemler ortaya çıktı ve askeri düzen bozuldu. Bunun üzerine Sultan Hacı Bayram-ı Veli Hz.'lerinden öğrencilerinin bir listesini istemek durumunda kaldı.

Hacı Bayram-ı Veli de öğrencilerinden bugünkü Kanlıgöl'de toplanmalarını istedi ve orada büyük bir çadır kurdurmuştu. Herkes nasıl bir imtihandan geçeceklerini merak içerisinde beklerken Hacı Bayram-ı Veli öğrencilerine;

"Beni seviyor musunuz?"

Kalabalık hep bir ağızdan karşılık verdi:

"Elbette seviyoruz."

"Bana yürekten bağlı mısınız? İstesem benim için canınızı verir misiniz?"

Kalabalık cevap verdi:

"Canımız senin yoluna feda olsun..."

Hacı Bayram Veli bunun üzerine "Öyleyse bugün benimle beraber olanlar şu çadırın içinde kurban edilerek bağlılıklarını gösterecekler. Şimdi sırayla buyrun çadıra.." dedi.

Kalabalıktan bir kişi çıktı. Hacı Bayram onu çadıra aldı. Çadırda önceden hazırlattığı koyunlardan birini kestirerek, kanını çadırdan dışarıya akıttırdı.

Bunu gören binlerce mürit çadıra giren adamın gerçekten kurban edildiğini sanarak ürperdiler.

Hacı Bayram dışarı çıktı, "Bir kişi daha gelsin" dedi. Bir adam daha çıktı. Onu da çadıra alıp aynı işlemi yaptı.

Sonra dışarı çıktı ve bir kişi daha istedi. İşin şakayla gelir yanı yoktu. Çadıra giren bir daha çıkmıyordu.. Kendi arasında mırıldanan halkın sesi ile meydan kaynıyordu. Yine de bir hanım ileri çıktı. Hacı Bayram onu da çadıra aldı. Aynı olay tekrarlandı.

Dördüncü defa Hacı Bayram kurbanlık isteyince herkes "Bu adam delirmiş.. Canımıza kastı var.. Aman kaçıp kendinizi kurtarın.. Yazıklar olsun.. Müridin olmaz olaydık.." diye kaçışarak meydanı tamamen boşalttı.. Etrafta kimse kalmadı..

Bunun üzerine Hacı Bayram Veli Hazretleri hükümdara kaç müridi olduğunu yazılı olarak bildirdi:

"Sultanım, vergiden affedilmek üzere bana samimiyetle bağlı gerçek müritlerim iki er kişi ile bir hatun kişiden ibaret üç kişidir."

*****

İnsanların niyet ve hakkaniyet açısından duruşu bakımından çok önemli bir örnektir yukarıda ki kıssa.  Bu kıssa Türkiye'nin son günlerde içinden geçtiği durumunda adeta birebir kopyası gibidir.

Öncelikle 15 Temmuz darbe girişimi sırasında hem ülkemizde bazı hain çevrelerin bekleyip sonuça göre tepki vermesi hem de yurtdışında ki sözde müttefiklerimizin gecikmeli gelen darbe karşıtı söylemleri...

Sonuç ;Türkiye bir hain girişinden sonrada daha da güçlenerek yeniden arenaya çıkmıştır. Ülkemizde birlik beraberlik daha sağlam temeller ile kurulmuştur. Halk hem demokrasisine hem hükümetine hem de toprağına kanının son damlasına kadar sahip çıkacağını tüm Dünyaya adeta bağırarak ilan etmiştir.  Sonuça göre değil inancına göre hareket ettiğini hain odakların adeta gözünü sokup beyinlerine kazımıştır.

Evet tüm bu desteği arkasına alan devletimiz önce içeride büyük bir temizliğe girişmiştir. Kamu kurumları, devlet kademeleri, terör yuvaları ve daha bir çok alan teröristlerden temizlenmiştir. Ce sonrasında da Hacı Bektaş Veli'nin çadırına giren o inançlı, o gönülden bağlı insanlar gibi gerçek vatan aşıkları, devlet sevdalısı ordusu ile Sınırdışı bir operasyon başlatmıştır.

Koalisyon güçlerinin yıllarca yapamadığını sadece 2 haftada gerçekleştirip tüm dünyaya gücü konusunda da garanti vermiştir. Evet biz ki yeni bir darbe girişiminden çıktık,  biz ki bütün kurumlarımızda bir temizlik başlattık ama yine de bu şanlı ordu gerekeni yapacaktır. Ülkemizin,  Nato 'nun sınırları teröristlerden temizlenmiştir.

Türk Ordusunun prestij kayıp ettiğini düşünenler, TSK 'nin gücü konusunda yanılgıya düşenler artık bu operasyondan bir ders çıkarırlar.  Bizler vatanımıza, birbirimize böyle inançla bağlı olduktan sonra kimse bizim huzurumuzu bozamayacaktır.


8 Eylül 2016 Perşembe

UZUN BİR ARA VE UZUN BİR ZAMAN





Uzun zaman oldu bloggerlar burada birşeryler yazıp paylaşmayalı....
Bilmiyorum artık özlediniz mi özlemediniz mi merak ettiniz mi etmediniz mi ama ben bu zamanı biraz böyle geçirmek istedim. Hem ruhumun hem aklımın hemde bedenimin buna ihtiyacı vardı.

Öncelikle bu zaman içerisinde ülkemin içinden geçmiş olduğu bu zor günlerde inanın bana birşeyler yazıp paylaşmak içimden gelmiyordu.

Evet yakında yeni yazı ve yeni şiirlerimle siziinle yeniden buluşacağız. Farkındayım bu arada sizlerin bloglarınıda çok ihmal ettim. Ama söz veriyorum bunu da en kısa zamanda gidereceğim.

Yeniden görüşmek dileğiyle...