İzleyiciler

26 Mart 2017 Pazar

Ve kaçınılmaz olan o mutlak son...


Çaresizlik ah o kendini bilmez duygu...
Son bir umut gibi sarılan elin boş çıkması,
Gelecek ile geçmiş arasında bütün köprülerin yıkılması
Ve kaçınılmaz olan o mutlak son...

Nereye gittiğini bilmeyen insanoğlu
Hayallerini umutlarını kayıp edenler
Hep ötekini düşman kabul eden
Hep yalnızlık gemisinde yüzenler

Anlamak mı zor anlaşılmak mı?
Bu soruyu hiç düşünmeyenler...
Malum bir fikre kapılmış,
Gerisini teferruat görenler...

Çaresizlik ah o kendini bilmez duygu...
Başkasını anlayamamak ya da
Anlamak istememek
İşte o zaman kaçınılmaz olan o mutlak son...

Madalyonun bütün yüzlerini görmek bazen insanlara zor gelebiliyor. Keşke kendimizin gördüğü yüz kadar diğer yüzü görenleri de anlayabilseydik. İşte o zaman çok daha başka olurdu belki insanoğlunun bugün geldiği nokta.

Eğer biz empati kurup karşımızda bulunan kişileri anlamamaya bu kadar inat ile devam edersek o kaçınılmaz olan son kapımızda bir anda belirecek. Ne zaman, nasıl, neden gibi sorular işte o zaman cevap bulamayacaklar ya da artık çok geç olmuş olacak. Evet zaman sahip olmadığımız bir olgu bu yüzden çok geç olmadan anlamak,anlaşılmak ve düşünmek dileğiyle...

1 Ocak 2017 Pazar

2016 Yılını Geride Bırakıyoruz, Ya İnsanlık ?

2016 Yılını Geride Bırakıyoruz, Ya İnsanlık ?

Yıl 2016...
Zaman hızla akıp tükendi. Ve bizler bu gece itibari ile 2017 ye merhaba diyeceğiz.
Sizlere bir yılbaşı yazısı yazmak istemiyorum. Neden mi ? Çünkü bu sene insanlık kurban edildi.

Dünyanın dört bir yanında hortlayan terör canavarı adeta her yerde kendisini gösterdi. Yıllarca ona bakan, besleyen, hatta onu böyle büyüten sahiplerini bile sokacak kadar gözü döndü. Evet Paris, Brükse, Orlando, Nice, Münih...

Evet Dünya üzerinde meydana gelen bu terör olaylarından, terörü tüm Dünyaya ihraç eden sizler suçlu ve sorumlusunuz. Bırakın şimdi bu özgürlük, demokrasi, Dünya barışı gibi güzel ve anlamlı kavramları en azından onları kirletmeyin bırakın onlar temiz kalsın. Masum çocukların kanları ile yıkamadınız mı Irak'ın, Suriye'nin, Filistin'in topraklarını... Ya da yapılan bu vahşete sessiz kalmadınız mı? O masumlara kapılarınızı açmamak için kendi birliğinizi, huzurunuzu bozmadınız mı ? Bırakın şimdi siz bütün bu güzel anlamlı lafları.

Ülkem, cennet vatanım, üç tarafı denizlerle dört bir yanı hainlerle çevrili memleketim...
2016 yılınıda terörle, hainlerle ve darbeyle geçiren güzel ülkem. İstanbul'da, Ankara'da, Diyarbakır'da,Hakkari'de o çirkin, kötü, ahlaksız ve vicdansız yüzünü gösteren terör ve terör seviciler sizler sadece dünyayı değil tüm alemleri kirletmediniz mi?

Ama yıkamadınız, yıldıramadınız benim ülkemin güzel insanlarını hatta tam tersine daha da bir azimle daha da bir canla başla size karşı mücadele eder hale getirdiniz. Gerçek yüzünüzü artık herkeslere gösterdiniz siz hainler, siz terör destekçileri artık bu ülkede hiç mi hiç sözünüzde, kurallarınız da, adınızda geçmez biliyorsunuz. Hatta bunu bildiğinizden bütün bu son saldırılarınız.

Ellerinizde ki bu kanlar ürettiğiniz hiç bir kimyasal ile geçmez, kazandığınız paralar, mallar suçunuzu örtbas etmez, Dünyanın tüm sularında da yıkansanız yine de kiriniz paklanmaz işte sizler bu kadar hain ve kirlisiniz.

Sahillere vuran çocuk cesetlerine gözlerini kapatanlar böyle fotoğraflar karşısında üç maymunu oynayanlar sizler bir cam için bir bina için saygı duruşuna geçmediniz mi?

Evet 2016 bitiyor.

Evet 2016 gidiyor peki ya İnsanlık...


Söyleyin bana İnsanlık nereye gidiyor ?

13 Aralık 2016 Salı

Çocuk Kalabilseydin Keşke Dünya...



Hepimiz çocuk olduk. O zamanlardan heveslenip bir gün büyümeyi bir abi bir ebeveyn olmayı düşündük hep, hatta bu oyunlarımıza bile yansımıştı. Baba anne olur öyle büyütürdük çocukları. Kimi zaman yemekler kimi zaman çaylar yapılırdı oyuncaklar da ve her zaman ikram edilirdi tüm ev halkına hatta sadece ev halkına değil komşulara,  dostlara,  mahallede ki büyüklere...

İşte bizler böyle büyüdük o sıcacık mahallelerde her günümüz bir oyun her günümüz bir yaramazlıkla geçmişti. Çocuktuk ama yine de kendimizi büyük görüp öyle severdik küçüklerimizi. Öyle korurduk biz onları bir abi bir kardeş gibi sahip çıkardık mahallemizde ki her bebeğe, yavruya, kardeşe ...

Büyüdükçe keşke yeniden çocuk olsaydık diye çokta hayıflanmışızdır. Bir özenti oluşmuştur bizler de artık kendimizden küçüklere karşı. Dertsiz tasasız, hayat onlara güzel demişizdir. Dünya sadece o saf o temiz bebek ve çocuklara iyi, yaşanılacak bir yermiş gibi düşünmüşüzdür. Bir heves kalmıştır hatta hepimizin yüreğinde, saklı bir yerinde, o güzel günlere ilişkin...

Ama bugünlerde bu dünyanın içinden geçtiği bu zalim zamanda artık bırakın çocuk olmak çocuk olabilmeyi bile düşünmek korkutuyor insanı. Savaşlar ve bu savaşlarda ölen o masumlar.

Sadece savaşlarda değil artık her köşe başına gizlenmiş adeta sizi bekleyen daha doğrusu masum yavrularınızı bekleyen dünyanın korkunç gerçekleri. Hiç ummadığınız bir anda hiç beklemediğiniz insanlardan ve bilmediğiniz o kötü sebeplerden ötürü bir çocuk daha hatta sizin çocuğunuz daha zarar görebiliyor. Aslında dünyanın bütün çocukları bizlerin geleceği, bugünlerde onlara bırakabildiğimiz ise sadece kötü bir anı...

Evet artık kendimi çocuk olarak düşünemiyorum... Korkuyorum, saklanmak istiyorum. Irmak geliyor aklıma, Ümran geliyor hemen yanı başıma ve Aylan hala fotoğrafı hafızamda...

Çocuk olmak mı kötü ? Yoksa çocuk kalamayan bu dünya da çocukları koruyamamak mı ? Bu kararı siz verin artık...


27 Kasım 2016 Pazar

Aslında değişen tek şey insanın kendi iç dünyası...


İnsanların çoğuna sorduğunuz zaman size büyük bir bilgelik ile dünyanın değiştiğini söyleyecektir. 

Hayatın artık çok daha hızlı aktığından,  insanların çok daha fazla seçenekleri olduğunu anlatacaktır.
Dünya gittikçe daha da anlaşılmaz oldu derler. Sonsuz gibi akıp giden zaman diliminde dünya insanı çok daha fazla yormaya başladı fikrini sizlere dikta edeceklerdir.

Ancak değişenin dünya değil insanlar olduğunu hiç mi hiç fark edemeyecekler. 

İnsanların sebep olduğu onca sorunu görmezden gelecekler. 

Savaşlar, yıkımlar sanki hiç yaşanmamış gibi belki de konuşacaklar.

Ve tüm bu olanlar için değişen zamanı ve dünyayı suçlayacaklar.

Evet ne yazık ki körelen sadece duygularımız ve bakışımız değil aynı zamanda dünyadan ders çıkarmamız tarihi anlamamız da daha da köreldi.

Bugünün dünyasında yaşanan tüm bu savaşların tek sorumlusu aç gözlü, bencil ve hırsına yenik düşen insanlar olduğunu unutup, masumu suçlu gaddar olanı günahsız ilan ettik. 

Bizim gibi davranan ama bizden olmayana sonsuz saygı duyarken içimizde ki iyiye hep haksızlık ettik onu zamanla yok edip toprağa gömdük.

Evet değişen ne dünya ne zaman ne de insanlar... 

Aslında değişen tek şey insanın kendi iç dünyası...

4 Kasım 2016 Cuma

ASLINDA KİMSE SİZDEN DAHA İYİ DEĞİL...




Dünü bugünü ve yarını hep bir keşmekeş içinde geçiriyoruz. Ve hiçbir şey belli bir sonuca ulaşamadan yarım kalıyor öylece içimizde. Evet aslında bizler farkına bile varmadan gelip geçen bu hayatta her şey belli bir düzende olması gerekirken bizler adeta düzensizliğe davet çıkartıp herşeyi bir karışıklık içinde yaşıyoruz.

Anlamsız hayatlar böyle vücut buluyor bu dünya da... Sorgusuzluk içinde yaşayan insanlar düşünmeyi, hatırlamayı, toplumsal hafızasını bir kenara bırakıyor ve tarih bir kez daha tozlu sayfalarında böyle yitip gidiyor. Hatta adeta ellerimizden kayarak belki de bize ait her şeyi alıp götürüyor.

Geçmişe aslında bir göz atıversek çözeceğiz hemen olayı, farkına varacağız bu dünyada işleyişin nasıl olduğunu... Kimlerin, ne kadar büyük çıkarlar peşinde olduğunu belki de o zaman anlayacağız. Kayıp olan tarihler belki de bize şu an bildiğimiz tarihten bile daha çok dersler verecekler tabi onları bulmamıza, öğrenmemize müsaade edilirse. Sadece başkalarıda değil bu konuda suçlu olan aslında bizlerde hatalıyız. Sorgulamayı öğrenmeyi bir kenara bıraktık yıllar yıllar önce ve önümüze gelen hazır yemeğe hiç emek harcamadan oturduk. Anlattılar doğrusu yanlışı bizlerde sadece dinledik tartmadan, ölçmeden, değerlendirmeden...

Altın tepsilerde önümüze sunulan fırsatlar aslında boyunlarımıza ilmek geçirmek için bizlere oyalamak üzere oluşturulan sadece küçük birer oyunlardı. Farkına varamadık ya da farkına varanlarında işlerine, çıkarlarına uymadığından ses etmediği bu ilmek zamanla daha da sıkılaştı ve bizleri, dünyayı daha da yaşanmaz hale getirdi. Aç gözlülük, o bitmek bilmeyen o tükenmek bilmeyen hırslar ve hep kazanma istediği daha da fazla kazanma isteği, sonucunun ne olduğu önemsiz olan, nelerden feragat edildiği önemsiz, o kazanma arzusu... İşte bütün bunlar daha da bir yaşlandırdı, toprağı, havayı ve tabi dünyayı...

Uyumanın aferin aldığı, uyanmanın suç sayıldığı bu dünya da artık belkide gerçeklerle karşı karşıya gelmenin zamanı gelmiştir. Artık bu topraklarda, mazlumların olduğu diyarlarda bizlerin bazı oyunları görmesinin zamanı gelmiştir. Ne dersiniz olmaz mı ?

&&&&&&&&&&&&&&

Yıl 1989...

Bombalar gökyüzünden düşüyor. Masum insanlar, sivil hak üzerilerine yağan bu ağır bombardıman da can veriyor. Sebepsiz nedensiz yere her yer kan gölüne dönüyor. 

Aslında uzun bir geçmişi vardı bu savaşın. Çok daha öncelerde başlamıştı.

Farkındaydı Dünya o günlerden atılmıştı bu yeni düzenin ilk adımları. Şirketler kendi çıkarları uğruna bir çok insanın ölmesini hiçe sayıyordu. Yukarıda da söylediğimiz gibi önemli olan nelerden feragat edildiği nelerden vazgeçildiği değildi önemli olan kazanmaktı...

Küçük bir ülkenin belki de en büyük dersiydi bu. Sadece onlarında değil tüm dünyanın alması gereken bir dersti belki de. İşte diyordu eğer uymazsanız eğer dinlemezseniz size de olacağı buydu.
Ya bizim çıkarlarımız için size sunduklarımıza razı olacaksınız ya da sizlerde böyle sudan sebeplerden yok olacaksınız diye açık açık ilan ediliyordu.

Ne kadarda benzer değil mi bu tarihte yaşananlar bu sayfalardan daha önce bahsettiğimiz Irak işgaline. Ne kadarda paralellik gösteriyor.

Şaşırdınız mı ?

Yok yok şaşırmayın hatta benden size küçük bir öneri,

Yağmur Ormanlarını,
Ekvatoru,
İran Şahını,
S.Arabistanın büyük atılımını, işte tüm bunları derinlemesine bir araştırın sorgulayın kimlerin ne kadar kazançlı çıktığına gerçekten çok şaşıracaksınız.

11 Eylül 2016 Pazar

BİR KISSADAN HİSSE


Hacı Bayram-ı Veli Hz.'lerinin müritlerini kurban ediş sınavını hemen hemen hepimiz duymuşuzdur.

Sultan II. Murat Hacı Bayram-ı Veli Hz.'lerinin öğrencilerinin sadece ilim ile meşgul olmasını istediğinden onları vergi ve askerlikten muaf tutulduğuna dair bir ferman yayınlamıştır. Bunu duyan bir çok kişi Allah rızası için değilde sadece şahsi çıkarları için gelip Hacı Bayram-ı Veli Hz.'lerine öğrenci olmaya başladılar. Bu durum zamanla Ankara civarında toplanan vergide büyük düşeşe sebebiyet vermiştir. Gelir azalmasıyla beraber Ankara'yı yönetmede bir takım mali problemler ortaya çıktı ve askeri düzen bozuldu. Bunun üzerine Sultan Hacı Bayram-ı Veli Hz.'lerinden öğrencilerinin bir listesini istemek durumunda kaldı.

Hacı Bayram-ı Veli de öğrencilerinden bugünkü Kanlıgöl'de toplanmalarını istedi ve orada büyük bir çadır kurdurmuştu. Herkes nasıl bir imtihandan geçeceklerini merak içerisinde beklerken Hacı Bayram-ı Veli öğrencilerine;

"Beni seviyor musunuz?"

Kalabalık hep bir ağızdan karşılık verdi:

"Elbette seviyoruz."

"Bana yürekten bağlı mısınız? İstesem benim için canınızı verir misiniz?"

Kalabalık cevap verdi:

"Canımız senin yoluna feda olsun..."

Hacı Bayram Veli bunun üzerine "Öyleyse bugün benimle beraber olanlar şu çadırın içinde kurban edilerek bağlılıklarını gösterecekler. Şimdi sırayla buyrun çadıra.." dedi.

Kalabalıktan bir kişi çıktı. Hacı Bayram onu çadıra aldı. Çadırda önceden hazırlattığı koyunlardan birini kestirerek, kanını çadırdan dışarıya akıttırdı.

Bunu gören binlerce mürit çadıra giren adamın gerçekten kurban edildiğini sanarak ürperdiler.

Hacı Bayram dışarı çıktı, "Bir kişi daha gelsin" dedi. Bir adam daha çıktı. Onu da çadıra alıp aynı işlemi yaptı.

Sonra dışarı çıktı ve bir kişi daha istedi. İşin şakayla gelir yanı yoktu. Çadıra giren bir daha çıkmıyordu.. Kendi arasında mırıldanan halkın sesi ile meydan kaynıyordu. Yine de bir hanım ileri çıktı. Hacı Bayram onu da çadıra aldı. Aynı olay tekrarlandı.

Dördüncü defa Hacı Bayram kurbanlık isteyince herkes "Bu adam delirmiş.. Canımıza kastı var.. Aman kaçıp kendinizi kurtarın.. Yazıklar olsun.. Müridin olmaz olaydık.." diye kaçışarak meydanı tamamen boşalttı.. Etrafta kimse kalmadı..

Bunun üzerine Hacı Bayram Veli Hazretleri hükümdara kaç müridi olduğunu yazılı olarak bildirdi:

"Sultanım, vergiden affedilmek üzere bana samimiyetle bağlı gerçek müritlerim iki er kişi ile bir hatun kişiden ibaret üç kişidir."

*****

İnsanların niyet ve hakkaniyet açısından duruşu bakımından çok önemli bir örnektir yukarıda ki kıssa.  Bu kıssa Türkiye'nin son günlerde içinden geçtiği durumunda adeta birebir kopyası gibidir.

Öncelikle 15 Temmuz darbe girişimi sırasında hem ülkemizde bazı hain çevrelerin bekleyip sonuça göre tepki vermesi hem de yurtdışında ki sözde müttefiklerimizin gecikmeli gelen darbe karşıtı söylemleri...

Sonuç ;Türkiye bir hain girişinden sonrada daha da güçlenerek yeniden arenaya çıkmıştır. Ülkemizde birlik beraberlik daha sağlam temeller ile kurulmuştur. Halk hem demokrasisine hem hükümetine hem de toprağına kanının son damlasına kadar sahip çıkacağını tüm Dünyaya adeta bağırarak ilan etmiştir.  Sonuça göre değil inancına göre hareket ettiğini hain odakların adeta gözünü sokup beyinlerine kazımıştır.

Evet tüm bu desteği arkasına alan devletimiz önce içeride büyük bir temizliğe girişmiştir. Kamu kurumları, devlet kademeleri, terör yuvaları ve daha bir çok alan teröristlerden temizlenmiştir. Ce sonrasında da Hacı Bektaş Veli'nin çadırına giren o inançlı, o gönülden bağlı insanlar gibi gerçek vatan aşıkları, devlet sevdalısı ordusu ile Sınırdışı bir operasyon başlatmıştır.

Koalisyon güçlerinin yıllarca yapamadığını sadece 2 haftada gerçekleştirip tüm dünyaya gücü konusunda da garanti vermiştir. Evet biz ki yeni bir darbe girişiminden çıktık,  biz ki bütün kurumlarımızda bir temizlik başlattık ama yine de bu şanlı ordu gerekeni yapacaktır. Ülkemizin,  Nato 'nun sınırları teröristlerden temizlenmiştir.

Türk Ordusunun prestij kayıp ettiğini düşünenler, TSK 'nin gücü konusunda yanılgıya düşenler artık bu operasyondan bir ders çıkarırlar.  Bizler vatanımıza, birbirimize böyle inançla bağlı olduktan sonra kimse bizim huzurumuzu bozamayacaktır.


8 Eylül 2016 Perşembe

UZUN BİR ARA VE UZUN BİR ZAMAN





Uzun zaman oldu bloggerlar burada birşeryler yazıp paylaşmayalı....
Bilmiyorum artık özlediniz mi özlemediniz mi merak ettiniz mi etmediniz mi ama ben bu zamanı biraz böyle geçirmek istedim. Hem ruhumun hem aklımın hemde bedenimin buna ihtiyacı vardı.

Öncelikle bu zaman içerisinde ülkemin içinden geçmiş olduğu bu zor günlerde inanın bana birşeyler yazıp paylaşmak içimden gelmiyordu.

Evet yakında yeni yazı ve yeni şiirlerimle siziinle yeniden buluşacağız. Farkındayım bu arada sizlerin bloglarınıda çok ihmal ettim. Ama söz veriyorum bunu da en kısa zamanda gidereceğim.

Yeniden görüşmek dileğiyle...

26 Temmuz 2016 Salı

TATBİKE ZOR LAFA KOLAY SÖZ, LİYAKAT


Toplumsal İnovasyon ve Liyakat Kavramı

Son zamanlarda çok fazla duyduğumuz bir kelime, liyakat.
Liyakat kavramı aslında toplumsal gelişme açısından oldukça önemlidir. Bizlerin çoğu zaman belki göz ardı ettiği, dikkat etmediği bu kavram, toplumsal huzur ve refah içinde oldukça kilit bir noktadadır. Bu kavramı bugünlerde bizlerin önüne getirenler bile oldukları mevkilerde liyakatları yani yeterlilik ve kifayetleri ile bulundukları bile tartışma konusu iken liyakatı tam anlamı ile size açıklamak biraz güç ve trajikomik olabilir.

Anlamına baktığımız zaman ise ; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumunu ifade etmektedir. Bir başka anlamı ise kifayet, bir işi yapabilecek yetenekte olma, yeterlilik olan liyakat kavramı aslında oldukça önemli bir erdemdir. Ancak bu erdem toplumun tamamında ne yazık ki bugünlerde oldukça fazla bir şekilde tartışılır konuma gelmiştir. Özellikle Ülkemizin son yaşadığı üzücü olay üzerine bir çok kişi bu kavramı ileri sürerek bir kamuoyu oluşturmak istemektedir.
Toplumuzda ne yazık ki artık insanlar özellik ve yeteneklerine göre bir yere gelmekte oldukça zorlanmaktadırlar. Bu sadece bizim için geçerli olmasa bile ben bu yazımda ülkemiz üzerinde bir irdeleme yapmak istiyorum. Hepimiz çalıştığımız iş yerlerinde, bulunduğumuz ortamlarda ve hatta kamuda işlerimizi yaptırırken bile torpil, bir adam bulma ya da hiç olmadı bir tanıdık vasıtası ile araya iş ve/veya insan sokma derdine giriyoruz. Harcamadığımız emeklerimiz ile bir yerlere gelmeye çalışıyoruz. Düşünün bir, dünya atletizm müsabakasına hazırlanıyorsunuz  ve çalışmadan , nyapmadan günlerinizi geçiriyorsunuz.  Her gün diğer sporcular yoğun tempoda antrenman yaparken siz sadece vakit geçirme üzerine oynuyorsunuz. Peki böyle bir durumda ortaya çıkacak sonuç nedir? Tabi ki bir hüsran...

İşte aynı bu örnekte olduğu gibi bizlerde toplumumuzda önemli yerlere böyle insanları getirdiğimizde, dayısı olan, bir tanıdığı olan, referansları sadece kabiliyetinden değil çevresinden bahseden kişileri layık olmadıkları görevlere getirdiğimizde büyük sorunlar ile karşı karşıya kalırız. Öyle bir durumda ne işler yürür ne de bir başarı elde edilir. Gün geçtikçe acı gerçek ile bizler baş başa kalırız ve böyle durumların ortaya çıkardığı reçeteleri herkes öder.

Bizler bu yüzden bir çok kavram ile beraber, bir çok yeti ile beraber Sosyal İnovasyonu da toplumda sağlamalıyız. Çağımız artık bireyin her türlü gelişimini zorunlu görmektedir. Felsefe, Matematik, İktisat, Muhasebe, Sosyoloji gibi kavramlar insanların ileri bir düzeye adım atabilmesi için özümsemesi gereken hatta bunlardan bir karma yapıp en optimal şekilde kullanması gereken olgulardır. Böylelikle kendi alanlarında yeteri kadar liyakatlı olan insanlar, belli bir kültür düzeyi ya da o işte bir uzmanlığa sahip olan hak ettiği yerde olacaklardır.

Erdemlilik açısından son derece önemli olan liyakat kavramını tüm toplumda, birey birey özümsenmesini sağlamalı ve sağlam adımlar ile bu yolda ilerlenmelidir. İşte ancak o zaman ileri demokrasi ve çağdaşlık düzeylerini erişiriz.Unutmamak gerekiyor ki artık dünyamızda sabit olan, hiçbir gelişim göstermeyen, emek harcamayan kişi ya/ ya da toplumların ilerlemesi mümkün değildir.

Kavramları dile dolayıp bir yerlerde söylemek her zaman için oldukça kolaydır ama asıl önemli olan bunu hayatımıza tatbik edebilmektir. Başkalarını suçlar iken her zaman için aynaya ve en büyük ders özelliği taşıyan tarihe de bakmak gerekiyor. Aksi halde büyük bir yanılgı içine düşmüş oluruz ve bir gün en anlamsız en basit bir tartışma da bile büyük bir rezillik duyarız.

18 Temmuz 2016 Pazartesi

Hayat Yolcusu




Hayat,
İki han arasındaki yolculuk.
Sadece tek yöne kesilmiş bir bilet
Gidişi olup dönüşü olmayan sefer
Kim olduğunu bilirsen
Neden yola çıktığını fark edersen
Akıp giden bir yol olur
Farkına varmaz isen,
Hep yalpalanırsın bir sağa bir sola
Bitmek bilmez sana

Yorar insanı yolculuk
Zorlar bazen seni
Kimi zaman uyursun
Kimi zaman üzülürsün
Bazen yoldan çıkar tökezlersin
Ufuklara dalar gözlerin
Bazen gece yol alırsın
Bazen günlük güneşlik
Ama şüphesiz herkes ulaşır
O son hana
Yolculuğun sebebi olan durağa


16 Temmuz 2016 Cumartesi

DARBEYE KARŞI HALK DARBESİ





DARBEYE KARŞI HALK DARBESİ

Yıl 2016 ...
Günlerden Cuma, 15 Temmuz Cuma karanlık bir geceye uyandı Türkiye m.
İstanbul da köprüler ulaşıma kapatılmış, Ankara da jetler alçak uçuş yapmaya başlamış.
Herkes şaşkın herkes ne oluyor diyor ? İlk başta bir terör saldırısı mı var diye akıllardan geçiyor. İnsanlar DAEŞ, PKK yine mi bir terör saldırısı düzenlediği diye düşünüyor.
Ama gerçek kendisini çok geçmeden gösteriyor. Askeriyenin içinde ki küçük bir cunta ülkem de darbe yapmaya karar vermiş. Kritik yerler ya bombalanıyor ya da basılıyor. TRT ye zor ile giriliyor ve o bildiri okunuyor. Ülke de yönetime el koyulduğu belirtiliyor. Ajanslar ve haber kaynaklarımız bunu son dakika olarak geçiyor. İşte insanlar o anda irkiliyor ne oluyor diye ...

Çok geçmeden arkasından açıklamalar birbiri ardına geliyor. Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız ve 1. Ordu Komutanımız halka sesleniyor. Askeriye de Emir Komuta zincirinden tamamen bağımsız olarak bir terör örgütüne mensup olan subaylar bir kalkışmaya yeltenmişler. Halkımız meydanlara, sokaklara davet ediliyor bu ahlaksız, akıl tutulması yaşamış, kendini bilmezlere karşı DEMOKRASİ dersi vermek için. Çok geçmeden yanıtını da buluyor zaten kümeleşen artık yavaş yavaş örgütlenmiş olan halk kesimleri hemen meydanları dolduruyor. İşgal altında bulunan yerlere hemen müdahaleler ediliyordu. TRT, Genelkurmay Başkanlığı, Meclis birbir teröristlerden kurtarılıyor ve temizleniyordu. Tabi ki bize bilançosu ağır olmuştu. İlk dakikalarda bu terör eylemini başlatanlar Mit i, Ankara Gölbaşında ki Çelik kuvveti ve Emniyet Genel Müdürlüğü binalarını bombalıyorlardı. Hatta masum halk kitleleri üzerine ateş açmaktan, onları helikopter ve uçaklardan taramaktan da geri kalmamışlardı.

İşte dün gecenin acı bilançosu böyleydi.
Ve Türkiye çok acı olaylar yaşamıştı. Çok zor bir dönemden geçmişti.
Ama millet hem demokrasisine hem hükümetine sahip çıkmıştı. Emniyet Müdürlüğünün, polisinin yanında bu darbeye karşı baş kaldırmıştı. Öyle ki korkusuzca kendilerini tankların önüne siper etmişti. Tüm Dünya ya tam anlamıyla bir demokrasi bir özgürlük dersi veriyordu. Ve bu millet üzerinde oyun oynamaya bu millet üzerinde bir hegemonya kurmaya çalışanlara karşı çok güzel bir ders vermişti.

Bir daha böyle acı olayların bir daha asla yaşanmaması ümit ve dileğiyle bu yazımı da noktalamak istiyorum. Böyle kahraman bir milletin bir ferdi olmaktan da hem gurur hem onur duyuyorum.